ORFF YAKLAŞIMI.

Elementer Müzik ve Hareket eğitimi müziğe bir giriş yolu arayan çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin müzik ve dansla ilgili çeşitli temel deneyimler edinmelerini sağlamayı hedefler.
Orff’a göre, müzik ve hareket eğitiminde söz konusu olan yalnızca müzik eğitimi değildir, insanın yetiştirilmesidir.
(Jungmair, Das Elementare, S. 246,1992 )

Orff & Keetman
Müzik, konuşma ve dans, insanın kendini ifade etme araçlarıdır. İster çocuk-genç, ister yaşlı, ister engelli olsun her insanın içinde kendini sanatsal olarak ifade etme becerisi vardır. Carl Orff ve Gunild Keetman’ın bu prensipten yola çıkarak geliştirdikleri “orff Schulwerk” yaklaşımının temelleri 1930’larda Münih’te kurulan Günther okulunda atılmaya başlanmış, bu okulda çocuklarla yapılan müzik ve hareket eğitimi çalışmalarının ürünü olarak “Çocuklar İçin Müzik” adlı beş ciltlik kitap serisi yayımlanmıştır. Bu kitapların yayımlanmasından sonra “Orff Schulwerk” yirminci yüzyılın yükselen müzik pedagojisi sistemlerinden biri haline gelmiştir.

Orff ve Keetman’ın fikirlerinin ve çalışmalarının temelini oluşturan istek; tüm insanların müzik, konuşma, dans ve bu üçünün birleşiminden ortaya çıkan ritim duygusunu hissetmesi ve bu yolla kişilerin içlerindeki yaratıcı gücün tetiklenmesidir. Bu yaratım sonucu ortaya çıkacak ürünler bireylerin kişilik gelişimine katkı sağlayacağı gibi, sosyal ve iletişim becerilerini de geliştirecektir.

TEMEL YAKLAŞIM
“Orff Schulwerk” insanın içinde zaten var olan yaratıcı güçleri açığa çıkarmasına ortam hazırlayan, temelinde ritim, hareket ve konuşma olan, insanların içlerinden geldiği gibi müzik yapıp, dans etmesine, doğaçlama yapmasına olanak tanıyan, insana bütün sanatsal alanları kombine ederek öğrenme, keşfetme, deneme ve yaratma ortamı sunan bir eğitim anlayışıdır.

Bu eğitim anlayışında geleneksel çalgı veya dans öğretiminden farklı olarak her seviyede ve yetenekteki kişiler, bir grup içerisinde etkileşimli bir yaratıcılık ve kendini ifade etme süreci yaşarlar. Temelde sosyal bir varlık olan insan için grup çalışması yoluyla öğrenme çok daha kolaydır.
Orff çalışmalarının içeriğinde, bedenin hareketlerle hazırlanmasından konuşmaların kullanılmasına, konuşmaların ritimlendirilmesinden bu ritimlerin müzik haline gelmesine ve bütün bu araçların bir dizi yaratıcı sürecin sonucunda oluşan sunumuna ( paylaşım ) kadar gelişen her aşamasında vazgeçilmez olan en önemli şey “oyun”dur. Çalışmalarda kullanılabilecek sayısız müzik ve hareket oyunları bulunmakta olup bu oyunların ders sürecinde ne zaman ve nasıl kullanılacağı dersin o günkü hedeflerine göre Orff Eğitimcisi tarafından belirlenir.

Bütün bu ders süreçlerinde beynin duygusal olan sağ bölümü ile bilişsel olan sol tarafı birlikte kullanıldığı için öğrenme süreci de daha hızlı olur.
Orff yaklaşımı her yaştaki insan için uygundur. Dünyada on sekiz aylık bebeklerden huzur evindeki yaşlılara kadar pek çok farklı yaş grubu ile çalışma örnekleri mevcuttur.

UYGULAMADAKİ PEDAGOJİK PRENSİPLER
Geleneksel eğitim sistemlerinde kişilere içlerinde bulunan zengin yaratma potansiyelini yeterince ifade etme imkanı verilmemektedir. Genelde müzik derslerinde eğilim, “yetenekli” birkaç çocuğun ön plana çıkarılması yönünde olduğu için kendini yeterince “yetenekli” hissetmeyen diğer çocuklar derslerde pasif kalmakta ve kendilerini geri çekmektedirler.

Orff yaklaşımında en önemli şey “kabül”dür. Herkes her fikri ile eşit derecede kabul görmelidir ki cesaretlensin ve kendini ifade edebilsin. Orff yaklaşımı ile işlenen derslerdeki zenginliğin temeli herkesin kendi müzik ve hareket seviyesine uygun rolleri sunmasıdır. Bu sayede bireyin sosyal psikolojik gelişimine de katkı sağlanır.

Kazandırılması veya katkı sağlanması hedeflenen sosyal psikolojik davranış ve becerilerden bazıları şunlardır: bağımsız karar verme becerisi, sorumluluk bilinci, dayanışma, sosyal duyarlılık, toleransın ve değerlilik duygusunun artması?

GELECEK
Orff yaklaşımında sonuç değil süreç önemlidir. Bu süreç içerisinde sanatsal alanda çocukların önlerine birçok alternatif serilir ve hepsinden bir miktar tadan çocuk bu alanlardan birisine daha derinlemesine girmek isteyebilir. İşte bu noktada eğitimci-aile-çocuk üçgeni kurularak çocuğun istediği alana yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Her çocuğun bir çalgı çalması veya dansçı olması zorunlu değildir ve çocuklar bu konuda zorlanmamalıdır. İşini sevmeyen otomatik bir piyanist veya dansçı olmaktansa iyi bir sanatsever olması kişinin hayatını daha anlamlı hale getirir.
Ezo Sunal Çocuk Atölyesi